KARADENİZ CANAVARLAR TARAFINDAN TALAN EDİLİRKEN SİYASETÇİLERİMİZDEN TIK YOK

9 Ekim 2019 Çarşamba

 Ne demişti Hayali:

“Ol mahiler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler”

Hayali’nin denizin içinde yaşadığı halde denizi bilmeyen balıklarından bir farkımız yok aslında.

Sadece denizin içinde değil denizin kıyısında yaşıyoruz balıklardan farklı olarak.

Denizin hemen kıyısında yaşıyoruz ama yüzmek ve çıkan balıkları yemek dışında denizle ilgilenmiyoruz bile.

Akçakoca denize en fazla kıyısı olan ilçeler arasında uzunluk açısından en önde gelmesine rağmen maalesef vaziyetimiz böyle.

3 tarafı denizlerle çevrilmiş bir ülkede yaşadığımızı sürekli hatırlatan; bunun dışında denizlerle ünsiyet kurmamızı neredeyse men eden eğitim sistemimizin bir başarısı(!) olarak da bakabilirsiniz denize karşı olan kayıtsızlığımıza.

Geçmiş iktidarlarda da böyleydi, bugünküler farklı olarak tüy dikiyorlar sadece.

Amerikan kelebeği ile mücadele edebilmekten aciz olan, birinci sınıf tarım arazilerini sanayi kuruluşlarına tahsis etmekte bir sıkıntı görmeyen bakanlığımız denizlerdeki doğal hayatı yok etmekte de tüy dikmeyi başaracaktı elbette ki.

Tarım ve Orman Bakanlığınca çıkarılan bir tebliğ ile Karadeniz’de avlanma derinliği 15 Aralık’a kadar 24 metreden 18 metreye düşürüverdi.

Ülkesini doğasını gerçekten seven ülkelerin halkları böyle bir karar karşısında tepki gösterirler ve büyük infial oluşurdu.

Bizde cılız kalan tepkilerden başka hiçbir şey olmadı.

Akçakoca’da ise cılız bir tepki bile oluşmadı.

Akçakoca’nın AKP, MHP, CHP, İYİ Parti, SP ve diğerler kayıtsız kalmakta söz birliği ettiler adeta.

Son günlerde sık sık gerçekleşen parti yöneticilerinin ortak kararlarından biriydi sanki denizlerdeki doğal hayatın yok edilirken tüy dikilmesine karşı kayıtsız kalmak.

Akçakoca’daki siyasi partilerin yöneticileri denize can kadar yakın ancak Çin kadar uzaklar, gerçek bu.

Denizlerdeki doğal hayat yok edilirken tüy dikmekte nasıl başarılı(!) oluyoruz onu izah edeyim denize karşı kayıtsız kalan siyasilerimize.,

Avrupa Birliği 2006 yılından beri gırgır avcılığını kıyıdan en az 300 metre uzakta ve 50 metre derinlikte sıkı kontrol tedbirleri içerisinde yaparken bakanlığımız 24 metreden 18 metreye çekiverdi avlanma derinliğini.

Avrupa Birliği böyle bir yasaklama kararının almasının sebebi, denizlerde 40 metreye kadar görülen endemik deniz çayırlarının zarar görmemesini ve sürdürülebilir balıkçılığı sağlamaktır.

Bu çayırlar, hayvansal ve bitkisel doğal hayat alanlarının %25’ine tekabül ediyor.

Bu tebliğin altında küçük balıkçıları korumak ya da onların isteklerini yerine getirmek gibi bir kaygı yok.

Sarıyer merkezli büyük balıkçı teknelerinin, canavar lakaplı büyük balıkçı teknelerinin isteklerini yerine getirmek bu tebliğin amacı.

Canavarların zaten yapmış oldukları yasak avcılığı legalleştirmek bu tebliğin amacı. Deniz çayırlarını vahşice talan etmeye kanuni kılıf uydurmak bu tebliğin amacı.

Türkiye’de olan bitene bakacak olursak geçici diye hayata geçirilen bu tebliğin kalıcı olması çok büyük bir ihtimaldir.

Bu tebliğ ile alakalı olarak milletvekillerimiz hiçbir açıklaması ya da tepkisi olmadı, Ümit Yılmaz dâhil olmak üzere.

İl Genel Meclisi üyelerimiz görevlerinin köy yollarına asfalt dökmek için ödenek çıkarılmasını ve asfalt dökümünün sağlanmasını en mühim görev bildiklerinden bu mevzulara ilgi bile gösterdiklerini sanmıyorum.

Mikrofon uzatılsa bu mevzu üzerine hiç düşünmedikleri hatta mikrofon uzatıldığında haberdar olacaklarını bile söyleyebiliriz.

Partilerimizin ilçe yöneticilerinin de aynı vurdumduymazlık içinde yaşadığını söylemeye bile gerek yoktur.

Tüm siyasetçilerimizin yaptığı halkın şikâyet ettiği gibi yeterli çeşitte balık olmamasından ve balık fiyatlarının yüksek olmasından şikâyet etmektir.

Sürdürülebilir balıkçılık üstüne, deniz çayırlarının yok edilmesi üzerine düşünüp iki kelam etmeyi başarabilen bir mahalli siyasetçimizin henüz yetişmemiş olması da içler acısı halimizin bir yansımasıdır.

Denize can kadar yakın ancak iş sahip çıkmaya gelince Çin kadar uzak olan mahalli siyasetçilerimizle ne denizlerimize sahip çıkabiliriz ne de sürdürülebilir balıkçılık devamı sağlayabiliriz.

Sanal medyada bile bir tepkileri yoktur mahalli siyasetçilerimizin, balığın çok az olması ya da pahalı olmasından şikâyetleri dışında.

Avlanma derinliğinin 24 metreden 18 metreye çekilmesine tepkisiz kalmak dış güçlere atfedilen komplo teorilerinden bile daha tehlikelidir geleceğimiz adına ve tehlikeyi dış güçler filen değil iç güçler yapmakta ve sessiz kalınmaktadır.

KARADENİZ CANAVARLAR TARAFINDAN TALAN EDİLİRKEN SİYASETÇİLERİMİZDEN TIK YOK YORUMLAR ()

Yorum Yapın

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Siyasetcafe.com sorumlu tutulamaz.

Adınız*
Yorumunuz*