Soçi mutabakatı: Atlantik toplumunun bu adımı nasıl algılayacağı henüz belli değil

25 Ekim 2019 Cuma

 Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rus mevkidaşı Vladimir Putin 22 Ekim'de Soçi'de, Suriye konusunda dengeli bir anlaşmaya vardılar. Türkiye, Fırat Nehri'nden Irak sınırına kadar Türkiye-Suriye sınırı boyunca güvenli bir bölge kurmayı hedefliyordu. Güvenli bölge; 440 km uzunluğunda ve Suriye topraklarının 30 km derinliğinde olacaktı.

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu geçmişte birçok kez bu kuşağın, sadece Türk ordusu tarafından kontrol edileceğini belirtmişti. Erdoğan da, Türk ordusunun kontrolü konusunda ısrarcıydı. Ayrıca Türkiye’den geri gönderilecek Suriyeli mültecileri, bu bölgeye yerleştirmeyi planlıyordu. Hatta geçen ay New York'ta yapılan BM Genel Kurulu toplantısında bu projenin ayrıntılarını, posterlerle açıklamıştı.

Beyaz Saray’ın IŞID Karşıtı Koalisyon Özel Temsilcisi James Jeffrey, bu kuşakla ilgili biraz farklı bir tablo çizdi. Erdoğan ile geçen hafta Ankara'da yaptığı görüşme sonrası yaptığı açıklamada, Türkiye tarafından kontrol edilecek alanın 440 km değil, 120 km uzunluğunda olacağını, buranın zaten Tel Abyad ile Raselayn arasında kaldığını ve Türk ordusunun kontrolü altında olduğunu söyledi. Putin Güvenli Bölge konusunda, Erdoğan'ı Jeffrey'nin önceden duyurduğu sınırlara ikna etmiş gibi görünüyor.

Bu sonuç, Türk diplomasisi için bir başarısızlık olarak algılanmamalı. Çünkü hedeflenen şeylerin bir kısmı elde edildi. O da YPG savaşçılarını sınırlardan uzak tutmaktı. Bu hedefe ulaşmak için, ilk ortaya konulan hedeflerin gerçekçi olmayan kısımları üzerinden tavizler verilmiş olabilir.

Bir bakıma, Salı günü Soçi'de Erdoğan ile Putin arasında kabul edilen 10 maddelik Mutabakat Zaptı, geçtiğimiz hafta Ankara'da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence arasında varılan 13 maddelik anlaşmayı tamamlayıcı nitelikte. Bunun ABD ile Rusya arasında daha önce imzalanan bir anlaşmanın parçası olup olmadığı ise, henüz belli değil.

YPG’nin Kürt savaşçılarının Türk ordusuna karşı yıpratma taktikleri kullanıp kullanmayacağını önceden tahmin edemeyiz ancak iki anlaşma bölgede göreceli bir istikrarın temelini oluşturuyor.

Türkiye'nin bir diğer amacı da kendi ordusu aracılığıyla 30 km derinliğe kadar tüm bölgeyi kontrol etmekti. Bu amaç şimdi, Rus askerleriyle ortak devriyenin yapılacağı 10 km'lik daha dar bir kemere indirgendi. Suriye topraklarının geri kalan 20 km derinliğinde, Rus ve Suriye orduları Kürt savaşçıların geri çekilmesinin denetiminden sorumlu olacak. Bu düzenleme Suriye ordusunun bölgedeki rolünü artırıyor. Suriye'nin su ve gaz kaynaklarının yüzde 70'inin bulunduğu Suriye'nin kuzeydoğu üçgenini kontrol etmeyi planlayan ABD’nin, bu düzenlemeden memnun kalıp kalmayacağını söylemek zor. Trump, Amerikan petrol şirketlerinin endişelerini gidermek adına; petrol kuyularını güvence altına almak için ABD askerlerini bölgede tutacağını söyledi.

Soçi Mutabakat Zaptı'nda Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğü, ilk madde olarak yer aldı. 

Bu Mutabakat Zaptı'nın kabul edilmesiyle, YPG savaşçılarının sınır dışı edilmesini denetleme görevi ABD'den Rusya'ya devredildi. Türkiye, Suriye'de hem süper güçleri hem de önemli aktörleri kendi yanında tutmayı başardı. Bu sonucu, sahada güçlü bir askeri varlığı kullanarak elde etti. Türkiye, Suriye krizinin geri kalan aşamalarında gerçekçi hedeflere odaklanırsa, anayasal sürece somut bir katkı sağlayabilir.

Aslında Türkiye, YPG'nin kontrolündeki iki kenti (Menbiç ve Tel Rıfat) almayı çok istiyordu, kontrollerinin Türk ordusuna devredilmesi gerektiğini söyleyip duruyordu. Türkiye, Soçi Anlaşması’nı onaylayarak, bu iki şehrin kontrolünün Suriye ordusuna devrini zımni olarak kabul etti.

Soçi Anlaşması’nın en önemli etkilerinden biri de, Türkiye'yi Rusya yörüngesine bir adım daha yaklaştırarak NATO dayanışmasına engel olması. Atlantik toplumunun bu adımı nasıl algılayacağı henüz belli değil. Bu yakınlaşmaya karşı çıksalar bile, Türkiye büyük olasılıkla Rusya ile ilişkilerini pekiştirme konusunda kararlı olmaya devam edecektir.

Soçi mutabakatı: Atlantik toplumunun bu adımı nasıl algılayacağı henüz belli değil YORUMLAR ()

Yorum Yapın

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Siyasetcafe.com sorumlu tutulamaz.

Adınız*
Yorumunuz*